28 Temmuz 2015 Salı

Allah'ın verdiği emaneti almasına razı olmak

Kasım b. Muhammed anlatıyor: “Eşim vefat etmişti, Muhammed b. Kab el-Kurazî [rahmetullahi aleyh] tâziyeye gelerek bana şunları anlattı: İsrâiloğulları’ndan âlim, anlayışlı, ibadetine düşkün, müctehid bir adam vardı. Bunun bir de hanımı vardı. Birbirlerini çok seviyorlardı. Bir gün kadın vefat etti. Adam çok üzüldü; üzüntüsünden eve çekilip kapıyı kapattı, halktan tamamen uzaklaştı. Öyle ki evine hiç kimse girip çıkmaz oldu. Bu durumu duyan bir kadın gelerek kapıcıya,

- Ona sormam gereken bir fetva var. Mutlaka kendisiyle görüşmem lazım, dedi. Kapıya gelen herkes dönüp gittiği halde, kadın kapıdan ayrılmıyor ve, “Mutlaka kendisiyle görüşmem lazım!" diye diretiyordu. Kapıcı durumu içeriye bildirerek,

- Burada bir kadın var, size bir şey sormak istiyor ve, “Mutlaka onunla görüşmem gerek" diyor. Herkes dağıldığı halde o hâlâ kapıdan ayrılmadı, dedi. Bunun üzerine o zat,

- Onu içeriye alın, diye emir verdi. Kadın içeri girdi.

- Ben size bir konuda bir şey danışmak için geldim, diye söze başladı. Adam,

- Nedir o mesele, dedi. Kadın anlattı:

- Ben komşularımdan bir kadından ödünç olarak bir elbise almıştım. Bunu bazan giyer, bazan da ödünç olarak başkalarına verirdim. Bir zaman sonra sahibi bu eşyasını geri vermemi istedi. Geri vereyim mi?

Alim zat,

- Evet, mutlaka vermelisin, diye cevap verince kadın,

- Ama bu bende hayli zaman kaldı, diye mukabele­de bulundu. Adam,



- Aldığın gibi vermen de lazımdır, dedi, Kadın,

- Mademki öyle, Allah Teâlâ’nın sana ödünç olarak verip de sonra haklı olarak geri aldığı şeye (hanımına) neden böyle üzülüyorsun, diyerek asıl maksadını belirtti.[1]

[1] Malik, Muvatta, Ccnliz, 14.


Son Nefeste İman, Hüseyin Okur, Hacegan Yayınları.

1 yorum: