Bu kibir onun, ilâhlık davasında bulunmasını sağladı. Hatta heykellerini yaptırıp halkın tapması için çeşitli beldelere gönderdi. Ama bir gün rüya gördü. Rüyasında :
Bir rivayete göre, gökyüzünde bir nurun parladığını, ayın, güneşin ve yıldızların bu nurun ışığından görünmez olduklarını görmüştü.
Diğer bir rivayete göre ise, biri gelip kendisini tahtından indiriyor ve yere yüzü koyun vuruyordu.
Nemrut, tanınmış bütün müneccimleri saraya çağırttı, bu rüyanın tabirini kendilerinden sordu. Müneccimler, bir peygamberin gelmek üzere olduğunu ve saltanatının sona ereceğini, bu yüzden tedbir alması gerektiğini söylediler.
Ama Nemrut’a bu konuda akıl veren çok oldu. Tabi ki kendisi de akıl yürüttü. Rivayete göre Asur’da ne kadar erkek varsa surların dışına çıkarttı. Yüz bin civarında erkeği ve erkek çocuğunu katlettirdi.(Taberî, Tarih, I, 121)
İbrahim Aleyhisselam’ın annesinin adı Ebyuna, babasının adı ise Târah (Âzer) idi. İbrahim Aleyhisselam, İsa (a.s.)’ın doğumundan yaklaşık olarak iki bin yıl önce doğmuştu.(Mes’udî, M. Zeheb, II, 262)
İbrahim (a.s.) dünyaya gelir gelmez, annesi onu mağara gibi gizli bir yerde saklayarak yedi veya onüç yaşına kadar gizlice büyüttü. Çevresinde olup biten her şeyi sorgulamaya başlamıştı:
“Gecenin karanlığı onu kaplayınca bir yıldız gördü. Rabbim budur dedi. Yıldız batınca, batanları sevmem dedi.”(En’am, 76)
“Ayı doğarken görünce, Rabbim budur dedi. O da batınca, Rabbim bana doğru yolu göstermezse elbette yoldan sapan topluluklardan olurum dedi.”(En’am, 77)
“Güneşi doğarken görünce de, Rabbim budur, zîrâ bu daha büyük dedi. O da batınca dedi ki: Ey kavmim! Ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.”(En’am, 78)
“Ben hanif olarak, yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah’a çevirdim ve ben müşriklerden değilim.” (En’am, 79)
Hanif, Allah’ı bir bilen, Hakk’a yönelen ve batıldan hoşlanmayan demektir. İbrahim Aleyhisselam, bütün mükevvenatı yaratan Allah iken siz nasıl aya, güneşe, yıldızlara taparsınız, demek istedi.
Bu kez İbrahim Aleyhisselam babası Azer’e:
“Birtakım putları tanrılar mı ediniyorsun? Doğrusu ben, seni de kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum” (En’am, 74) dedi.
Allahu Teâla ona âlem-i melekûtun bütün esrarını göstermişti.
“Böylece biz, kesin iman edenlerden olması için İbrahim’e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk.”(En’am, 75)
Ayet-i celilede geçen “melekût alemi” ifadesini Mücahid ve Said bin Cübeyr Hazretleri, yeryüzünden yedi kat arşa kadar olan kısım olarak izah ederken, Katade Hazretleri de ay, güneş, yıldızlar ve bütün esrar-ı ilâhiye olarak açıklamıştır.
Allahu Teâla İbrahim Aleyhisselam’a daha sonra peygamberlik verdi.
“Andolsun biz İbrahim’e daha önce rüşdünü (doğruyu bulma kabiliyetini ve hidayetini) vermiştik. Biz onu iyi tanırdık.”(Enbiya, 51)
“O vakit, babasına ve kavmine: “Şu karşına geçip tapmakta olduğunuz heykeller de ne oluyor?” demişti.(Enbiya, 52)
“Dediler ki: “Biz babalarımızı bunlara tapar kimseler bulduk.”(Enbiya, 53)
“Doğrusu, siz de, babalarınız da apaçık sapıklık içindesiniz” dedi.(Enbiya, 54)
“Dediler ki: “Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen oyun bozanlardan biri misin?”(Enbiya, 55)
“Hayır, sizin Rabbiniz, yarattığı göklerin ve yerin de Rabbidir ve ben buna şahitlik edenlerdenim. Allah’a yemin ederim ki siz ayrılıp gittikten sonra putlarınıza bir oyun oynayacağım.”(Enbiya, 56-57)
İbrahim Aleyhisselam’ın aralarında yaşadığı Keldâniler, Babil halkından idi. Keldâniler senede bir gün bayram yapardı. İbrahim Aleyhisselam, o yıl bayram merasimine katılmadı. Puthaneye gitti.
Puthanede kimsecikler yoktu. Altın, gümüş ve pirinçten yapılmış yetmiş kadar put, üzeri altın nakışlı elbiseler ve başlarında kocaman taçlarla süslenmiş olarak duruyordu. Nemrut’un halkı putların önüne çeşit çeşit yemekler de koymuştu. İbrahim Aleyhisselam onlara:
- Niçin yemiyorsunuz, size ne oluyor da hiç konuşmuyorsunuz? diyordu.(İlgili ayet için bkz: Sâffat, 91-92)
Sonra büyük bir balta ile bütün putları paramparça etti. Baltayı da, parçalamadığı en büyük putun boynuna astı.
Merasimden dönen Keldâni kavmi puthanenin hâlini görünce, “Bu işi kim yapmış olabilir?” diye düşündüler. “Yapsa yapsa İbrahim yapmıştır. Zaten hasta olduğunu söyleyip merasime katılmamıştı” dediler.
“Bunu tanrılarımıza kim yaptı? Muhakkak o, zalimlerden biridir, dediler.”(Enbiya, 59)
“(Bir kısmı): Bunları diline dolayan bir genç duyduk. Kendisine İbrahim denilirmiş dediler.”(Enbiya, 60)
“O halde, onu hemen insanların gözü önüne getirin. Belki şahitlik eder dediler.”(Enbiya, 61)
“Bunu ilâhlarımıza sen mi yaptın ey İbrahim? Dediler.”(Enbiya, 62)
“(İbrahim Aleyhisselam onlara): Belki de bu işi (boynunda balta olan) büyükleri yapmıştır. Hadi onlara sorun, eğer konuşuyorlarsa, dedi.”(Enbiya, 63)
Kendisini müdafaa için veya acizliğinden değil, tapılan putların bir işe yaramadığını anlatmak için böyle söylemişti.
“Bunun üzerine vicdanlarına müracaat ettiler ve (birbirlerine) dediler ki: “Siz haksızsınız.”(Enbiya, 64)
“Sonra tekrar eski inanç ve tartışmalarına döndüler: “Sen bunların konuşmadığını pekala biliyorsun” dediler.”(Enbiya, 65)
“İbrahim: “Öyleyse Allah’ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar vermeyen bir şeye hala tapacak mısınız? Size de, Allah’ı bırakıp tapmakta olduğunuz şeylere de yazıklar olsun! Siz akıllanmaz mısınız? Dedi.” (Enbiya, 66-67)
Daha sonra Nemrut, İbrahim Aleyhisselam’ı makamına çağırdı. Hz. İbrahim, Nemrut’un huzurunda secde etmedi. Neden secde etmediğini sordular. Cevap verdi:
- Ben yerleri, gökleri, kainatı yaratan Hâlık’ı Zülcelal’e secde ederim.
- Benim yaratıcım öldüren ve dirilten Allah’tır.
Nemrut, bu söz üzerine, hapishaneden iki mahkum çağırttı. Birini öldürdü, birini saldı. Sonra İbrahim Aleyhisselam’a şöyle dedi:
- İşte ben de senin yaratıcın gibi yapıyorum.
- Benim Rabbim güneşi doğudan doğduruyor. Sen de ilâh isen batıdan doğdur da görelim!
Nemrut ve adamları, verecek cevap bulamadılar. İbrahim Aleyhisselam’a ne ceza vereceklerini görüşmeye başladılar. İçlerinden birisi İbrahim’in (a.s.) ateşte yakılmasını hatırlattı.
İnsanlar hep beraber odun topladılar. Bir ay süreyle odun toplandı. Öyle büyük bir ateş yakıldı ki, Babil’in en uzak yerlerinden bile bu ateş görülür oldu. Ateş yedi gün yedi gece yandı.
El-Hucvirî şöyle diyor:
“İbrahim Aleyhisselam, yüce bir peygamber olarak Allah’ın dostluk makamına ulaşınca, kendisini masivaya bağlayan bütün özelliklerden gönlünü temizlemişti.
Allahu Teâla dostuna halkın gözü önünde azim bir mesele göstermek istedi. Onun için Nemrut’u kendisine musallat etti.” (el-Hucvirî, Keşfu’l Mahcûb, s. 470)
Keldâniler, İbrahim Aleyhisselam’ı ateşe nasıl atacaklarını düşünüyorlardı. İnsan suretine giren İblis onlara mancınığı tarif etti. İbrahim Aleyhisselam ise dostluk (halillik) makamıyla tevekkül ve yakînin en yüksek mertebesinde bulunduğundan, kalbine zerre kadar korku gelmedi.
Elleri ve ayakları bağlı olarak Nemrut’un önünden geçirip mancınığa koydular. Bütün melekler gözyaşı dökerek onu seyrediyorlardı.
Cebrail Aleyhisselam .
- Ey İbrahim!Bir dileğin var mı? diye sordu. İbrahim (a.s.):
- Var ama sana değil. Cebrail (a.s.) :
- Öyleyse hâcetini Allah’tan dile, dedi.
- Var ama sana değil. Cebrail (a.s.) :
- Öyleyse hâcetini Allah’tan dile, dedi.
- O’nun, hâlimi bilmesi bana yeter, dedi.(Hakim et-Tirmizi, )
Bunun üzerine Allahu Teâla onu, “Ahdine vefa gösteren İbrahim” (Necm, 37) olarak niteledi.
Bunun üzerine Allahu Teâla onu, “Ahdine vefa gösteren İbrahim” (Necm, 37) olarak niteledi.
İşte Halilullah makamı budur.
Bu makamın özelliği şudur:
“Ey ateş! İbrahim için serinlik ve esenlik ol.” (Enbiya, 69)
Burada önemli bir hisse var. O da dağ gibi ateşin içine atılan bir insanın yanmadan çıkışını görüp hâlâ iman etmemektir.
Çünkü Nemrut tüm bu olanlara rağmen yine iman etmedi. Müşrik olarak öldü.
İman, Rabbimizin inâyeti, bizlere verilen nimetlerin en büyüğüdür.
Allahu Teâla hepimizi haccın sırrına erdirsin. Makam-ı İbrahim’in yüzü suyu hürmetine kamil iman sahibi olarak ahirete gidip suallerimizi kolayca vermeyi nasip eylesin. Amin.
(Hac ve Umrenin Fazileti, Mehmet Ildırar, Semerkand Yayınları.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder