İbâdete engel olan dördüncü sebep, mâruz kalınan musibetler ve çekilen zahmetlerdir. Musibetlerin getireceği rûhî perişanlıktan kurtulmanın çâresi sabretmektir. İki önemli sebep bizi felâketlere sabretmeğe sevkeder.
BİRİNCİ SEBEP: İbâdet edebilmemiz ve onun faydalı olabilmesi için sabırlı olmalıyız. Çünkü hemen hemen bütün ibâdetlerin temeli sabırlı olmağa, ve meşakkatlere tahammül etmeğe bağlıdır. Sabırlı olmıyan, ibâdete muvaffak olamaz. Zîra Allah'a kulluk etmek istiyen kişinin karşısına bâzı güçlükler çıkacaktır. Bunlardan birkaçı:
1 — Hemen her ibâdetin az-çok meşakkati vardır. Çünkü ibâdet, ancak hevâ-yi nefsi tepelemekle yapılır. Onu tepelemek ise insan için en zor şeylerdendir.
2 — Meşakkat çekerek ibâdetini meydana getiren kimsenin çok dikkatli ve ihtiyatlı olması gerekir. Çünkü riyâ ve gösteriş sebebiyle yapmış olduğu ibâdet veya
iyilik fesâda uğrayabilir.
3— Bu dünya, zahmet ve meşakket âlemidir. Ona gelen, mutlaka felâketlere ve musibetlere mâruz kalacaktır. Bu felâketler çeşitli yönlerden gelebilir. Aile, evlât, kardeş, akraba ve dostlardan birinin ölümü veya bunların ayrılığı; vücudda meydana gelen çeşitli hastalıklar ve ağrılar; başkaları tarafından hakir görülmek, iftirâya uğramak ve mâruz kalınması muhtemel diğer kötülükler; malını, mülkünü kaybedip iflâs etmek bu cümledendir. İşte bütün bu musibetlere sabretmek gerekir. Yoksa, insanın içi devamlı huzursuz olur. İbâdet etmeğe zaman bulamaz.
4 — Ahiretini dünyasına satmayanlar daha çok mihnet ve meşakkate uğrarlar. Allah'a en yakın olan, en çok acılara mâruz kalır. Nitekim Allah Resûlü buyurur:
— Dünyada en çok musibete mâruz kalanlar peygamberler, âlimler, veliler, şehidler... dir.
Bu da gikteriyor ki hayırlı işlere teşebbüs eden ve âhiretini kurtarmak istiyen kimse mihnet ve meşakkatlerle karşılaşmaktadır. İşte karşısına çıkan bu musibetlere sabretmez ve aldırmaz bir tavır takınmazsa ibâdet edemez. Allah'a lâyık bir kul olma mutluluğuna eremez.
Allah îmanlı kullarının sıkıntılara mâruz kalacaklarını ve sabretmeleri gerektiğini haber vermektedir.
— Yemin olsun ki mallarınız ve canlarınız hususunda imtihana çekileceksiniz. Kendilerine sizden önce kitap verilenlerden ve Allah'a eş tanıyanlardan da her halde incitici bir çok lâflar işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takvâ sâhibi olursanız işte bu, gösterilen bir azimdendir.
Sanki Allah şöyle buyuruyor:
— Sıkı durun. Mutlaka çeşitli musibetlerle karşılaşacaksınız. Eğer sabreder, tahammül gösterirseniz azimli ve mert kişilersiniz demektir.
O halde Allah'a lâyık bir kul olmağa azmeden kimse, önce uzun müddet sabır ve tahammül etmeğe azmetmeli, ölümüne kadar mâruz kalması muhtemel musibetlere katlanmağa karar vermelidir. Büyük işlere girişen kimse gerekli âlet ve edevât olmazsa muvaffak olamaz.
Allah'a ibâdet etmeğe ve ona lâyık olmağa çalışan kimse, muazzam bir işe girişmiştir. O halde bu muazzam işi başarması için gerekli âlet olan sabır ve musibetlere tahammül azmine de sâhip olmalıdır. Büyüklerimizden Fadîl — Allah'ın rahmeti üzerine olsun — şöyle der:
— Âhiret hayâtını kazanmak isteyen, dört türlü ölümü göze alsın. Beyaz ölüm, kızıl ölüm, siyah ölüm, yeşil ölüm. Beyaz ölüm açlık, kızıl ölüm şeytanla savaşmak, siyah ölüm, insanların zemmetmesi ve yeşil ölüm de diğer musibetlerdir.
SABRETMEMİZİ GEREKTİREN İKİNCİ SEBEP:
Sâbırlı olmanın dünya ve âhiret hayâtı için birçok faydaları vardır. Bunlardan birkaçı :
1 -Sabırlı olan sıkıntılardan kurtulur. Allah buyurur :
— Kim Allah'tan korkarsa O, ona bir kurtuluş yeri ihsân eder. Onu hâtırına gelmiyecek bir cihetten rızıklandırır. (1)
Bunun açıklanması şudur: Kim sabrederek Allah'tan korkarsa O, onu sıkıntılardan kurtarır.
1- Düşmanlarına karşı muzaffer olur. Allah peygamberimize hitâben buyurur :
— Sabret, zafer Allah'tan korkanlarındır. (2)
2- Sabreden murâdına erer. Allah buyurur:
— Rabbmın İsrâil oğullarına olan o pek güzel va'di, musilbetlere katlanmaları sayesinde tam yerine geldi. (3)
Rivâyete göre Hz. Yûsuf, Yâkub aleyhisselâma gönderdiği bir mektupta şöyle yazmış:
— Ataların sabretti, muzaffer oldu. Sen de sabret, zafere ulaş.
4 — Sabırlı olanlar, insanlara önder olurlar. Allah buyurur:
— İçlerinden, sabır ve sebat ettikleri zaman emrimizle doğru yola rehberler tâyin etmiştik. (4)
5 — Sabırlı olanlar Allah'ın övgüsüne nâil olurlar. Belâlara sabrıyle, dillere destan Eyyûb Peygamber hakkında buyurulur:
— Biz onu gerçekten sabırlı bulduk. O, ne güzel kul idi. Hakikat o, dâima Allah'a dönen birisiydi. (5)
6— Sabırlılara bir çok hususlarda müjdeler verilmektedir.
— Sabralenlere Allah'ın lûtfunu müjdele. Onlar, bir musibete mâruz kaldıkları zaman, (biz Allah'a teslim olanlarız; ahirette ona döneceğiz.) diyenlerdir. Rablarının mağfireti ve rahmeti hep onlar üzerinedir ve onlar doğru yola erdirilenlerin tâ kendileridir. (6)
7 — Musibetleri sabırla karşılayanlar, Allah'ın sevgisini kazanırlar.
— Allah, belâlara sabredenleri sever. (7)
8 — Cennette yüksek dereleceler verilir.
— İşte bütün bunlardır ki sabredip zorluklara katlananaları sebebiyle cennetin en yüce dereceleriyle mükâfatlandırılacaklar, orada esenlik ve sağlıkla karşılanacaklardır. (8)
9 — Büyük ikramlara nâil olurlar.
— Sabrettiğiniz için size selâm olsun. (9)
10 — Felâketlere sabredip, metânet gösterenlere hudutsuz ecir ve sevap verilir.
— Ancak sabredenlere ecirleri hesapsız ödenecektir. (10)
Rabbimizin bir anlık sabra mükâfat olarak verdiği ve âhiret ni'metleri ne hoş şeyler.
Ey saâdet yolcusu! Felâket ânında göstereceğin sabır ve metânetin, sana dünya ve âhiret saâdetini sağlıyabileceğini görüyorsun. Bak, Allah bir sözüyle sabrın ehemmiyetini nasıl belirtiyor:
- Hiç bir kimseye sabırdan daha hayırlı bir ni'met verilmedi.
Ünlü halife Hz. Ömer de şöyle der:
— Mü'minlerin bütün hayrı, bir anlık sabırdadır.
Bak ne güzel söylemişler:
— Sabır, erişmek istenilen şeylerin anahtarıdır. Her hayra onunla ulaşılır. Geceler uzun dahi olsa sabret. Sabır etmekle çok kere olmıyacak sanılan şeyler olur. Gene sabırlılık yüzünden azgın nefs yola gelir.
— Sabrettim, sabır benim bir seciyemdir. Allah sabırlıları över. Rabbim, hakkımda güçlüğe veya kolaylığa hükmedinceye kadar sabredeceğim.
Saâdet yolcusu, sabır denen bu güzel huyu kendine şiâr edin. Dünya ve âhiret saâdetine erersin.
SORU: Sabır ne mânaya gelir ve hükmü nedir?
CEVAP: Sabır kelime olarak (haps) mânasına gelir.
Allah buyurur:
— Sabah - akşam rabbına cemâlini dileyerek ona dua edenlerle sabret. (31)
Burada mâna, (nefsini onlarla hapset) demektir. Şer'î olarak sabır, (felâketler karşısında ızdırabı hâtıra getirmemek) tir.
Sabrı kendine şiâr edinebilmek için, felâket ânında ızdırapları hatırlamanın felâketi gideremiyeceğini, âhu-zâr etmenin faydalı değil bil'akis zararlı olduğunu düşünmelidir. Sabra alışmak için daha tesirli bir çâre, Allah'ın sabırlı ve metin olanlara vereceği ni'metleri hatırlamaktır.
(1) Talâk Süresi, ayet: 2-3
(2) Hûd Süresi, âyet: 49
(3) A 'raf Süresi, âyet: 139
(4) Secde Süresi, âyet: 24
(5) Sât Süresi, âyet: 44
(6) Bakara Sûresi, âyet: 55, 56, 57
(7) Kur'anda birçok yerde.
(8) Furkan Süresi, ayet: 75
(9) Ra'd Süresi, âyet: 24
(10) Zümer âyet: 10
(11) Kehf Süresi, âyet: 28
Abidler Yolu, İmam-ı Gazali
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder