12 Şubat 2021 Cuma

Saâdet Yolcusuna Bazı İncelikler

Bu bölümde bilinmesi gereken bâzı incelikler daha vardır ki, kişi onları bilirse ibâdet hususunda kendisine yardımcı olur.

BİRİNCİ İNCELİK: Saâdet yolcusu, unutma ki Allah bütün yaratıklarının ve bu arada senin rızkıtekefl ettiğini kitâbı Kur'anda haber vermektedir. Şu gerçeğe ne dersin? Bir hükümdar sana bir gece ziyâfet çekeceğini va'detse hâtırına hiç îtimadsızk gelir mi? Hatta çarşıdan herhangi birisi, bir yahudi, bir hıristiyan veya bir putperest böyle bir vaadde bulunsa gene hüsn-ü zan eder, akşama ziyâfete gideceğim diye kendi evinde hazırk yapmazsın.

Sana noluyor ki bir çıfıta, bir hıristiyana, bir putpereste îtimad ediyorsun da, kâinâtın mutlak sâhibi olan Allah'ın va'dine itimad etmiyor, kefâletine değer vermiyorsun. Allah hakkı için bu, gerçekten bir rezâlet, bir musibettir. Hz. Ali şöyle der:

- Ey insan, Allah'ın rızkını başkasından ister; âkibetini başkasına mı emânet edersin? Bir kâfire îtimad eder de Allah'a etmez misin? Bu güvensizlik neye? AIlah'ın kitâbını okumadın mı?

Rızk hususunda Allah'a îtimadsızlık, bir şüphe ile başlar. İmansızlığa kadar gidebilir. Bu gerçeğe işâret eden bâzı âyetlerde şöyle buyurulur:

— Eğer mü'minler iseniz ancak Allah'a güvenip dayayınız. (1)

— Mü'minler, ancak Allah'a güvenip dayanmalıdır. (2)

Dînimjzjn esaslarına sıkıca bağlanan bir müslümana bu kadarı kâfidir.

İKİNCİ İNCELİK: Rızkların ezelde taksim edildiği, Kur'anda ve hadîste açıkça söylenmektedir. Allah'ın yaptığı bu taksîmatın sonradan asla değişmiyeceğini de bilmelisin.

Ey saâdet yolcusu! Rızkların ezelde taksim edilmediğini söylemek veya bu taksîmâtın sonradan değişebileceğini iddiâ etmek küfürdür. Rızkların ezelde üleştirildiğini bildikten ve bu üleştirmenin sonradan değişmiyeceğini kabûl ettikten sonra hırsla rızk peşinde koşmak dünyada zillet ve zahmet çekmekten, âhirette ise hüsrâna uğramaktan başka bir şey değildir. Bu gerçeğe işâret eden bir hadisinde şöyle buyurur:

— Balık ve öküzün sırtında, (filân kişinin rızkıdır.) diye mânen yazılıdır. Harîsâne dünyaya saldıranların yanına zahmetten başka bir şey kalmaz.

Bu mevzûda hocamız şöyle derdi:

— Ezelde senin ağzında çiğneneceği takdir edilen bir rızkı, senden başka kimse çiğneyemez.

ÜÇÜNCÜ İNCELİK: Hocan bana anlattığına göre, rızk mevzuunda, hocaşöyle düşünürmüş:

-  Bu rızk, hayattakilerin yaşaması ve geçimi için değil mi? Ölülere rızk gerekmediği malûm. İnsanın hayâtı, Allah'ın elinde. Ne kadar yaşayacağımızı biz bilmiyoruz. O, hazînesinden bize dilediği mikdar ömür veriyor. Rızk da böyle. Onun elinde. Dilerse verir, dilerse vermez.

Tedbir onun. Hakikati görebilenler için bu, ikna edici bir inceliktir.

DÖRDÜNCÜ İNCELİK: Daha önce bu açıkladığımız gibi Allah vücûdün kıvâiçin gerekli rızkı tekeffül etmektedir. Vücûdün kıvâmından maksad, kişinin Allah'a edebilecek kuvveti kendinde göre bilmesidir. Allah'a tevekkül ederek ibâdetle meşgul olan bir kimse esbâba tevessül etmediği için çok kere fazla kazanç elde edemez. Böyle bir kimse, (tevekkül ettim de bir şeye sâhip olamadım.) diye yakınmasın. Çünkü Allah yalz vücûdün ibâdet etmesine kuvvet kazandıracak kadar rızka kefil olmaktadır. Ondan beklenen yalnız bu miktardır ve bu miktarda tevekkül etmek gerekir. Gene bilmek gerekir ki kulun eceli yetmedikçe ve ibâdetle mükellef olduğu müddetçe Allah ona mutlaka ibâdet etme kuvvetini verir. Mâkul olan budur. ; Allah dilediğini yapabilecek kudrettedir. Kulunun bünyesini isterse yiyecek - içeceklerle, isterse taş - toprakla, isterse meleklerde olduğu gibi tesbih ve zikirle geliştirip ayakta tutarak ibâdet etme kudretini verebilir. Gene isterse bütün bunlardan başka şeylerle kulunu gıdâlandırabilir. Fakat gıdâ almaktan maksat, zevku safâ ve şehvet olmamalı, ibâdet olmalıdır. Yâni Allah kulun ibâdet etmesi ve hayırlı işlerde bulunması için vücûda gerekli kudreti te'min edecek miktarda rızka kefil olmaktadır. O halde kul da gıdâla bu maksatla almalıdır. Yâni rızka vesile olan şeylere îtibar etmeğe lüzum yoktur. Bunun için âbidler, uzun müddet yemeden dayanırlar. Bâzıları on gün, bâzıla bir ay, yâhut iki ay bir şey yemedikleri halde hiç kuvvetten kesilmezler. Bâzıları da gıdâ niyyetiyle kum yerler. Allah onu gıdâya çevirir. Nitekim rivâyete göre Süfyan Sevrî bir gün Mekke'de nafakasını kaybeder. On beş gününü kumla geçirir. İbrahim Edhemin de yirmi gün çamurla gıdâlandığı söylenir. Ağmeş anlatır:

— Bir gün İbrahim Temîmî bana, (bir aydır yemek yemedim) dedi. Ben, (nasıl tahammül ettiniz?) dedim. (İki aydır yemedim.) dedi. (Fakat birisi bir ara bir salkım üzüm vermiş, ben de yemiştim. Hâlâ midemden şikâyetçiyim. )

Bu anlatılanlara şaşma ey saadet yolcusu! Allah'ın kudreti dilediği şeye yetecek kadar büyüktür. Bunu basit bir hayat gerçeği ile izah edebiliriz. Meselâ bazan her bakımdan zayıf olan bir hasta, hastak yüzünden bir iki ay önemli bir şey yiyemez. Fakat gene de ölmez. Bir çok insanların ölümü çok yemek yâni oburluk yüzünden olduğu gibi, açlıktan ölenler de olabilir. Onların eceli açlık yüzündendir.

Ebû Said anlatır :

— Üç günde bir yernek yerdim. Bir ara çöl yolculuğuna çıktım. Yanımda yiyecek yoktu. Üç gün acıktım. Bitkin bir vaziyette yere oturdum. Bu sırada bir ses, (Ey Said, yiyecek mi istersin, kuvvet mi?) diye sesleniyordu. Ben, (kuvvet!) dedim. Sonra güçlü olarak yerimden kalktım. Hiç gıda almadan on iki gün yol aldım. Hiç yorgunluk hissetmedim.

Rızka vesile olan sebepler olmadan da Allah kuluna kuvvet ve kudret verebilir. Yeter ki karışıksız tevekkül edilsin. Böyle doğrudan Allah 'ın lûtfuna uğrayan bir kimse ona şükretmelidir. Çünkü Rabbi onu âdetin hilâfına mâişet derdinden kurtarmış oluyor. Ona kuvvet ve kudretini gösteriyor. Behîmî bir yaratık olmaktan çıkarıyor, melekler derecesine yükseltiyor.

Tevekkül bahsinde sözü çok uzattık. Fakat bu bahis, uzatılmağa değer bir bahistir. Çünkü ibâdet hususunda tevekkül çok mühimdir. Hatta bir çok dünyevi işlerin tahakkuku buna bağlıdır. Hakkıyle tevekkül edebilen bir kimse gâyesine ulaşır. Tevekkül sahibi olamıyanlar ise yolda kalır. Allah'ı tanıyan, dünyasının yanında âhıretini de mâmûr eden âlimler, bütün işlerinde tevekkülü elden bırakmazlar, bütün sevgilerini Allah'a verirler. Âlimler bu mevzuda bir çok kitaplar yazmışlar, öğütlerde bulunmuşlar; Allah da karşılığında onlara muvaffakıyet vermiştir. Böyle âlimler, hiç kimsenin muvaffak olamıyacağı hayırlı işler yaparlar.

Saadet yolcusu, işi Allah'a ısmarlama bahsinde iki temel esası düşünmelisin ?

BİRİNCİ ESAS : Bilirsin ki çapraşık bir mes'elede doğru olanı seçebilmek için, o mes'elenin içini - dışı, şimdiki hâlini- âklbetini iyice bilmek gerekir. Aksi halde kişi doğruyu seçemez, yanlış şeyleri tercih eder. Hatâlı yollara düşer. Bunu bir misalle açıklayalım :

— Bir kaç mücevher tanesi alınarak bir çobana gösterilse ve bunların kıymet ve değerini takdir etmesi istense o bunu yapamaz. Mücevher tanelerinden hangisinin daha değerli olduğunu ayırt edemez ve bunlar için doğru kıymet biçemez. İkinci defa bu pırlantalar sarraf olmıyan her hangi bir esnafa gösterilse belki şöyle - böyle bir kıymet takdir eder, değer söyleyebilir. Fakat gene kesin olmaz. Eğer o pırlantaları mücevherden anlıyan bir sarrafa gösterirsek kusursuz olarak değerini bilir ve doğru olarak kıymet takdir eder.

Hemen söyliyelim ki, bu kâinat, olmuş - olacak her şeyi ile bir pırlantadır. O pırlantayı bütün incelikleriyle yalz ve yalnız Allah bilebilir. O halde kâinatta olacak şeyler hakkında doğru tedbiri ancak o alabilir, hatasıancak o seçebilir. Bu gerçeğe işâret eden Rabbimiz buyurur :

- Rabbin ne dilerse yaratır, ne dilerse seçer. Onlar için ise Rablarına karşı muhayyerlik yoktur. Allah münezzehtir. Onların eş tutmakta oldukları her şeyden yücedir. (3)

— Sineleri neleri saklıyor, neleri açıklıyorsa Rabbın hepsini bilir. (4)

Erenlerden birisine, Allah tarafından hitap edilerek, (dilediğin ne ise iste, verilecek.) denilir. Fakat o şöyle cevap verir :

— Her şeyi her bakımdan bilen birisi, hiç bir şeyi hiç bir bakımdan bilmiyen birisine, (iste, verilecek!) diyor. Ben hângi şey'in bana faydalı olduğunu bilmiyorum ki isteyeyim. Eşyaya künhiyle vâkıf olan Rabbim, benim için hayırlı ola seçsin.

İKİNCİ ESAS : Zamanın en bilgili, en kuvvetli, en merhametli, en dürüst ve en vefâ birisi sana, (Bütün işlerini yürüteceğim. İhtiyaçlarmı temin edeceğim. İşlerini bana bırak. Sen, kendi şahsı alâkalandıran şeylerle uğraş!) dese, bunu bir ganimet, bir nimet bilmez, ona minnettarlık göstermez, teşekkür etmez misin? Dahası var. Bütün işlerinde ona vekâlet verdikten sonra, senin bilmediğin bir şeyi gene senin için, senin menfaatına yapsa memnun olmaz mısın? Elbette memnun olursun. Hem de onun faziletinden, doğruluğundan, tedbirliliğinden bahseder; onu översin. Hal böyleyken sana n'oluyor ki, göklerde, yerde ve bütün kâinatta ne varsa her şey'i bilen, kudretlilerin en kudretlisi, merhametlilerin en merhametlisi, zenginlerin en zengini Allah'a işini niçin ısmarlamıyorsun? Tâ ki senin ilminin yetmediği, aklının ermediği şeylerde senin için en faydalı ola seçsin.

Sen, kendini alâkalandıran şeylerle meşgul ol. Eğer sırrına vâkıf olamadığın bir şey'i senin için seçerse ona rızâ göster.

Allah'ın takdir ve hükmüne râzı olma konusunda da iki nükteyi düşünmek yerinde olur:

BİRİNCİ NÜKTE: Allah'ın hükmüne rızâ göstermenin iki faydası vardır. Bunlardan biri kalbin elem ve kederden kurtulup huzûra kavuşmasıdır. Allah'ın takdirine râzı olmayan bir kimsenin kalbi, devamlı o hâdise ile meşgul olur, kederlenir. Bâzı olgun kişiler derler ki:

— Allah'ın takdir ve hükmü hak olduğuna göre, başa gelen bir hâdise yüzünden kederlenmek lüzumsuzdur.

Bu sözün aslı peygamberimizin bir hadisine dayanır.

Resûlûllah bir gün İbni Mes'ûd'a şöyle buyurur:

— Uğrağın ve uğrıyacın musibetler yüzünden tasalanma. Takdir edilen şey olur. Takdir edilmediyse sana hiç bir şey isâbet etmez.

Allah resûlünün bu kısa sözü, bütün çıplaklığı ile mevzûyu aydınlatmaktadır.

Kadere rızâ göstermenin ikinci faydası, Allah'ın hoşnutluğu ve büyük sevab kazancıdır. Rabbımız buyurur:

— Allah bunlardan hoşnut olmuştur. Bunlar da AIlah’dan hoşnut olmuşlardır. (5)

Kadere rızâ göstermiyen kimse devamlı kederli ve hüzünlü olur. Sonunda da Allah'ın azâbma uğrar. Allah'ın hükmü ne ise mutlaka yerine gelir. Kişinin hoşnutsuzluk göstermesi hükmün infâzı durduramaz.

— Mukadderatta olana sabretmek, olmayandan ise min olmak gerekir. Mukadder olan musibet sabredilmede vukû bulur.

Aklı olan kadere rıza gösterir. Lüzumsuz yere tasalanmaz, Allah'ın azâbına uğramaz.

İKİNCİ NÜKTE: Kadere rızâ göstermeyip öfkelenmekte büyük tehlike vardır. Bu, küfre kadar gidebilir. Allah buyurur:

— Hayır, öyle değil, Rabbına yemin olsun ki onlar aralarında kimi oraya, kimi buraya çektikleri şeylerde seni hakem yapıp da verdiğin hükümden yürekleri hiç bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça îman etmiş olmazlar. (6)

Görülüyor ki Resûlûllah'ın hükmüne gönül hoşluğu ile rızâ göstermiyerek öfkelenenler îmansızlıkla itham edilmektedir. Ya kişi Allah'ın hükmüne ve takdirine öfkelenirse nice olur? Daha önce de geçtiği gibi Allah kudsî hadiste şöyle buyurur:

— Kim benim hükmüme ve takdirime râzı olmaz, belâlara sabretmez, ni'metlerime şükretmezse kendine başka bir ilâh seçsin.

Bunun açıklaması şu şekilde olabilir:

Felâket ânında rabbına öfkelenen kimse, O'ndan hoşnut değil demektir. O halde kendisini hoşnut edebilecek bir rabb bulsun!

Aklı olan için bu, tehlikelerin en büyüğüdür. Büyüklerden birine sorarlar:

— Kul'luk nedir, Rabb'lık nedir?

Cevap verir:

 - Rabb'ın hükmetme ve takdir etme hakkıdır. Kula rabbın hükmüne rızâ göstermek düşer. Rabb takdir hükmettiği halde kul rızâ gösterip itâat etmezse, Rabb'lık nerede kalır, kulluk nerede!

Bu gerçeği iyi düşün ey saâdet yolcusu! Kendini şöyle bir yokla. Rabbının takdirâtına isyan meyli var mı? 



(1) Mâide Süresi, âyet: 23

(2) İbrâhim Süresi, âyet: 11

(3) Kasas Süresi, âyet: 68

(4) Kasas Süresi, âyet: 69

(5) Beyyine Sûresi, âyet: 8

(6) Nisâ Süresi, âyet: 65


Abidler Yolu, İmam-ı Gazali 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder