9 Mart 2021 Salı

İlim

Ey saâdet yolcusu! Allah sana muvaffakıyyet versin. Önce ilim tahsil etmen gerekir. Çünkü ilim, hakiki mürşiddir. Yapılacak her doğru hareket, ancak bilmekle olur. İlim ve ibâdet öyle iki pırlantadır ki gördüğün ve duyduğun her şey onları elde etmek için yapılmıştır, yapılmaktar. Yazarların yazdıkları, öğreticilerin öğrettikleri, vâizlerin vaazları... Her şey, her şey!.. Hattâ kitaplar ve peygamberler onlar için gönderilmiş, gökler ve yer ve bunlarda neler varsa hepsi bu iki pırlanta için yaratılmıştır.

Allah'ın kitabındaki şu iki âyeti düşün :

— O Allahdır ki yedi gök yaratmış, Arz'dan da onlan mislini. Allah'ın emri ve hükmü bütün bunların arasında inip duruyor; bilesiniz ki Allah her şeye kâdirdir ve ilmi her şeyi kuşatmıştır. (1)

İşte bu âyet, ilmin, bilhâssa Allah'ın birliğini öğreten TEVHİD İLMÎ'nin şerefine ve lüzumluluğuna delâlet eder.

 Ben cinleri ve insanları beni tanıyıp ibâdet etmeleri için yarattım. (2)

Bu âyet de bizi, ibâdetin şerefli bir şey olup mutlaka yapılması gerektiğini gösterir.

 EY SAÂDET YOLCUSU!. DÜNYA ve ÂHiRETîN YARATILŞINDA GAYE DURUMUNDA OLAN İLİM ve İBADETİN ŞANINI YÜCE TUT!

Bir müslümanın ilim ve ibâdetten başka bir şeyle meşgul olmaması, başka şeylerle uğraşıp zahmet çekmemesi gerekir. ( * ) Çünkü ilim ve ibâdetin dışında her şey bâtıldır, hayır getirmez; boştur, elde bir şey kalmaz.

İlim ve ibâdet iki pırlanta olmakla beraber, bunlardan ilim daha kıymetli, daha şerefli ve daha faziletlidir. İlmin, ibâdetten önde geldiğine ve daha şerefli olduğuna işaret eden peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:

— Alim kişinin, âbid kişiye üstünlüğü, benim, ümmetimden en değersiz birine üstünlüğüm gibidir.

Bence ilim adamına bir bakış, gündüz oruç tutup namaz kılarak bin sene ibâdet etmekten daha sevimlidir.

— Size cennetlik kişilerin en şereflilerini bildireyim mi?

— Buyur ey Allah'ın Resûlü.

— Ümmetimin âlimleri!

Bütün bunlardan anlaşıyor ki ilim, ibâdetten daha şerefli ve değerlidir. Fakat kul için ilimle beraber ibâdet de lâzımdır. Yoksa, ilmi toz duman olur gider. İlim ağaç mesâbesinde, ibâdet ise bu ağacın meyvası yerindedir. Ağaç asıl olduğu için şeref ona âiddir. Fakat bu ağaçtan faydalanma meyvasıyla olur. O halde kişi, hem ilim tahsil etmeli, hem de ibâdetini yapmalıdır. Hasan Basrî şöyle der:

— İlmi, ibâdete zarar vermeyecek, ibâdeti de ilme zarar vermeyecek şekilde talep edin, yapın.

Şüphesiz ilim başta gelir. Çünkü o asıl ve mürşid durumundadır. Bunun için peygamberimiz:

— «İlim, ibâdetin imamıdır; ibadet ve ameller ona tâbidir.» buyururlar.

İki sebepten dolayı ilim, ibâdetin önderi durumundadır:

1- İbâdetinin pürüzsüz olabilmesi için önce tapdığın zâtı tanıman gerekir. İsimleriyle ve zâtına has sıfatlarıyle tanıyamadığın, hakkında nelerin vâcib, nelerin muhal olduğunu bilemediğin bir mâbûda nasıl ibâdet edebilirsin. Allah korusun, bâzan O'nun zâtı ve sıfatları hakkında gerçeğe aykırı îtikadda bulunursun. O zaman ibâdetin mahvolur gider. Bu hususları Ihyâ--ül Ulûmüddin kitabımızın Sû-i Hâtime bahsinde açıkladık.

Gene, şer'an yapılması vâcib olan şeyleri yapabilmen, terkedilmesi gerekenlerden uzak kalabilmen için bütün bunları bilmen gerekir. Bilmediğin, mâhiyetine vâkıf olamadığın bir ibâdeti nasıl yapabilir; günah olduğundan haberdar olmadığın bir şeyden nasıl kaçınabilirsin ? Abdest, namaz, oruç... gibi ibâdetleri edâ edebilmen için bunları şartları ve hükümleriyle bilmen gerekir. Bâzan senelerce bir şeyi yaparsın, halbuki o, abdest ve namazı bozmakta, sünnete uygun olmaktan çıkarmaktadır. Senin bundan haberin bile yoktur. Bâzan da bir müşkil çıkar, fakat sorup öğrenecek birini bulamazsın.

 Namaz, oruç v.s. gibi zâhirî ibâdetlerin kabûlüne vesile olan bir kısım bâtınî ibâdetleri de bilmen gerekir.

Kalbe mahsus olan bu bâtınî ibâdetler de:

1 — Kalbin işlemesi gerekenler,

2 — Kalbin işlememesi gerekenler olmak üzere iki kısımdır.

Kalbin yapması gereken bâtıni ibâdetler:

a) Tevekkül (kişinin, işinde her türlü zâhirî tedbiri aldıktan sonra gerisini Allah'a bırakması) ,

b) Kulun, işinde rabbına güvenmesi,

c) Felâket ânında şuuruna sahip olarak metânet göstermesi,

d) İşlediği günahlara bir daha dönmemek üzere son vermesi,

e) Kadere boyun eğmesi,

f) Yaptığı her ibâdeti yalmz Allah için yapmasıdır.

Kalbin yapmaması gereken bâtınî ibâdetler ise birincilerin zıtları olan öfke, uzun emel, riyâ, kibir... gibi şeylerdir.

Kalbin, bu bâtınî ibâdetlerden yapılması gerekenleri yapması, kaçınılması gerekenlerden de uzak durması farzdır. Allah bunu kitâbı ile Kur'an'da, peygamberinin lisâniyle hadîsde kesin olarak emretmiştir:

— Eğer hakikaten iman ediyorsanız tevekkül ediniz. (3)

— Eğer Al'ah'ı tanıyıp O'na ibadet ediyorsanız, ni'metlerine şükredin. (4)

— Ey resûlüm sabret! Senin sabrın da ancak Allah'ın yardımı iledir. (5)

 — Hem rabbının ismini an ve her şeyden kesilerek O'na ihlâs ile ibâdet et. (6)

Allah, namaz, oruç v.s. gibi zâhirî ibâdetleri emrettiği gibi, bu âyetlerden anlaşıldığına göre tevekkül, şükür, sabır ve ihlâs gibi kalbin yapması gereken ibâdetleri de emretmektedir. Hal böyle iken sana n'oluyor ki zâhirî ibâdetlerin üzerine titrediğin halde bâtınî ibâdetleri terkediyorsun? Oysa ki her ikisini de ay kitapta tek rabbın emretmektedir. Sen bunu bilmiyorsun, gaflet içindesin. Doğruyu yanlış, yanlışı doğru gösteren; geçici zevklerinin divânece esiri olan kişilerin yanlış fetvâlariyle oyalanmakta, gerçekten habersiz bulunmaktasın. Kim ki Allah'ın kitabında kendilerinden «nûr», «hikmet» ve «doğru yol gösterici» diye bahsettiği esasları terkeder de haram kazanca sebep olan şeylere yönelirse cehenneme lokma olur.

Ey doğru yolu arayan kişi! Bâtıni ibâdetleri terkedip nâfile namaz ve nâfile oruçla meşgul olarak sonunda elinin boş kalmasından korkmaz mısın? Çok kerre bir günahı işlemekte devam ettiğin halde ufak-tefek bâzı mübah şeyleri terketmekle Allah'a yaklaşacağı mı sanırsı. Boşuna umutlanma..

Sonunda elinde bir şey kalmaz. Bunlardan daha korkuncu, hiç ölmeyecekmiş gibi «şöyle yapacağım, böyle yapacağım» diye uzun emeller peşinde koşarsın. Halbuki uzun emel sırf günahtır. Cehâletinden dolayı sen onu ( hayır) sanırsın. Zaman olur ibâdet esnasında âhu-zâr eder, bu hareketinle Allah'a yakardığını, ona şükrettiğini ve insanları hayra dâvet ettiğini sanırsın. Halbuki bu hareketin sırf riyâdır, gösteriştir. İbâdet etmekte olan sen bu ibâdetinle günah işlersin. Karşılığında da büyük sevaplar bekleyerek mağrur olur, çirkin bir gaflete düşersin. Allah aşkı için, bunlar câhilce işlenen çok şeni' mâsıyetlerdir. Zâhirî ameller, bâtınî amellerle sıkı sıkıya alâkalıdır. İhlâs, riyâ, kendisini beğenmişlik... gibi bâtıni ameller zâhirî amelleri ya bozar veya ıslah eder. Bir kimse bu bâtınî ibâdetleri; onların zâhirî ibâdetlere ne gibi tesirleri olduğunu ve nasıl korunulacağını bilmezse zâhirî ibâdetlerinin çoğu fesâda uğrar. Böylece hem zâhirî hem de bâtıni ibâdetleri mahvolur. Elinde kederden başka hiç bir şey kalmaz. Bu ise apaçık bir hüsrandır.

Resûlûllah, ilim üzerinde söylenmiş hadîslerinde buyururlar:

— Alimin uykusu, câhilin ibadetinden hayırlıdır.

Çünkü bilgisizce ibâdet eden kişi, yaptığı ibâdetin bir çoğunu fesâda uğratır.

— İlim mes’ud kişilere ilham edilir; kötü ruhlular ise ondan mahrum bırakılır.

İlim öğrenmeyen kişi mutsuzdur, hatâlarla dolu ibâdetinde boşuna yorulur. Sonunda elinde yalz bir keder kalır. Sonu hayırsız ilim ve ibâdetten Allah'a sığınırız. İşte bunun için insanlar arasında zâhid-âlimler, basiret sahipleri ve Allah'ın tevfikine mazhar olanlar ilme çok değer verirler. Çünkü bilirler ki Allah'a karşı lâyıki ile kulluk vazifesini yapabilmek ancak gerçek bir ilimle olur.

Bu açıklamalardan anlaşılacağı gibi kul, kabûle şâyan bir ibâdeti ancak bilgi ile yapabilir. O halde ilim, ibâdetten önce gelir. 

1- İlmin ibâdetten üstün olup önde geldiğini gösteren sebeplerden ikincisi şudur ki; gerçek ve faydalı bir ilim «Allah'dan korkma» sonucunu doğurur. Allah buyuruyor :

 — Kullar içinde ancak âlimler gerçek mânada AIlah'dan korkarlar. (7)

Bunun îzâhı şudur:

Allah'ı hakkıyle tanımayan kimse O'ndan hakkıyle korkmaz. Eğer biliyorsa tâzim eder, korkar. Dolayısiyle ilim, Allah'ın da verdiği muvaffakıyet ile kulun itâat edip günahlardan kaçınmasına vesile olur. Zaten kişi için bunun ötesinde başka bir gaye de yoktur.

Ey âhiret yolcusu! Allah mürşidin olsun. Senin her şeyden önce ilim tahsil etmen lâzımdır. Lütfu ve merhametiyle başarıyı verecek olan Allah'tır. İhtimal hâtırına şöyle bir soru gelecek :

- Peygamberimiz (ilim tahsil etmek her müslüman üzerine farzdır) buyurmuşlar. Acaba mutlaka öğrenilmesi gereken hangi ilimlerdir ve ibâdet hususunda bunun hududu nedir?

Cevap şudur:

Herkesin bir miktar öğrenmesi gereken ilimler üç kısımdır :

1 — Tevhid ilmi (Allah'ın kâinatta tek tasarruf sahibi olduğunu öğreten ilim),

2 — Kalbi ilgilendiren bâtıni ibâdetler ilmi, 

1- Şeriat ilmi.

Bunlardan ne miktarda mutlaka öğrenilmesi gerektiğine gelince:

1 — Tevhid hususunda îtikâdî hususları bilecek kadar öğrenmen farzdır. Bileceksin ki senin, her şeyi bilen; kudreti sonsuz; irade sahibi; ölümsüz; konuşma, işitme, görme hâssalarına sahip; bir ve ortaksız: olgunluk sıfatları olan; noksanlıklardan, yok olmaktan uzak, varlığının başlangıcı ve sonu olmayan bir mâbûdun vardır. Varlığının başlangıcı olmamakta rakîpsizdir. O'ndan başka bütün varlıklar sonradan yaratılmıştır. Gene bileceksin ki Muhammed Aleyhisselâm O'nun kulu, Allah'tan getirdiklerinde ve âhiret hususunda söylediklerinde doğru olan bir peygamberdir. İslâmın şiârından olan mes'eleleri de bilmen mutlaka lâzımdır. Meselâ, Kur'anda söylenmiyen ve peygamberin istediğine dâir her hangi bir rivâyet olmayan bir mes'eleyi dine sokman, onu dinden sayman, Allah yanında büyük günahtır. Allah'a ve peygambere iftiradır. Tevhid esaslarının hepsi Kur'anda mevcuttur. Büyük âlimlerimiz de dinin esasları üzerine yazdıkları kitaplarda bunları açıklamışlardır.

TEVHiD İLMİ hususunda sözün özü:

Bilmediğin takdirde, ileride tehlikelerle karşılaşıp karşılaşmıyacağından emîn olmadığın her îtikâdî mes'eleyi öğrenmen farzdır. Terketmen asla uygun değildir.

Bu, budur... Başarı Allah 'dandır.

2 — Bâtıni ibâdetler konusunda, kalbin yapması ve yapmaması gereken her şeyi bilmelisin. Ancak o zaman Allah'a tâzimini tam yapabilirsin. İbâdetlerin ve niyyetin yalnız Allah için olur. Amellerin fesâda uğramaz. Bunların hepsi ileride bu kitapta açıklanacaktır.

1- Şeriat hususunda bileceklerine gelince:

İşlenmesi kişinin üzerine farz olan her şeyi bilmen lâzımdır. Abdest, namaz, oruç... gibi her müslümana farz olan şeyleri bilmezsen nasıl yapabilirsin? Hac, zekât, cihad gibi ibâdetler ise eğer sana farz oluyor ise kusursuz edâ edebilmek için öğrenmen gerekir. Yoksa, bilmek zorunda değilsin.

İşte üç konu üzerinde kısaca saydığımız bu miktarları her müslüman mutlaka bilmelidir.

SORU: Bütün imansızları (kâfirler) ve İslâma ay inanç sahiplerini (bid'atcılar) susturacak kadar tevhid ilmi tahsil etmem farz mıdır?

CEVAP: Hayır. Herkesin bu derece îtikâdî mes'eleleri tahsil etmesi farz değildir. Cemiyet içinde birkaç kişinin, îmansızları susturacak kadar bilgiye sahip olmasıyle diğerlerinden bu sorumluluk kalkar. Yalnız kendi inançlarını dinin îtikâdî esaslarına uyduracak kadar öğrenmen mutlaka lâzımdır. Bunun dışında îtikâdî mes'elelerin teferruatı bilmek zorunda değilsin. Fakat eğer sana bir şüphe gelir de inancının sarsılmasından korkarsan o zaman mümkün olduğu kadar ikna edici delillerle bu şüpheyi gidermelisin. İtikâdî mevzularda münakaşadan, mücadeleden sakın. Bu konuda münakaşa öyle bir hastalıktır ki şifası yoktur. Bütün gücünle böyle bir şeye girmemeğe gayret et. Bu hususta tartışmaya girip de dalâlete düşenleri ancak Allah'ın lütfu ve merhameti kurtarabilir.

Eğer her köşe ve bucakta sırf tevhid ilmiyle uğraşan EH SÜNNET ÂLİMLERİ bulunur da şüpheleri halleder, müslümanlann kalplerini bâtıl inançlardan korur ve İslâma aykırı inanç sahiplerini susturursa diğerleri mükellefiyetten kurtulur.

Bâtınî ibâdetler hususunda da bütün incelikleri bilmek zorunda değilsin. Yalz ibâdetini bozanları ve ihlâs, hamd, şükür, tevekkül... gibi şeyleri bilmelisin. Bunlardan başkasını bilmek mecburiyeti yoktur.

Şer'î ilimler mevzuuna gelince, alış-verişler, kiralar, nikâhlanma ve boşanmalar, cinâyetler hakkında tahsil etme zorunda değilsin.

SORU: itikad hususunda bir muallim olmadan bu söylediğin kadarı insan kendisi öğrenebilir m?

CEVAP: Muallim sadece, bir yol gösterici ve kolaylaştırıcıdır. Gerçek muallim ise Allah kendisidir. Kullarından dilediğine lûtfederek kendi kendine öğrenmesi için imkân hazırlar, kabiliyyet verir.

Ey saâdet yolcusu! Bu İLİM GEÇİT'i, aşılması çok meşakkatli bir geçittir. Fakat hedefe onu aşmakla ulaşılır. Çok faydalı, aynı zamanda çok tehlikelidir. Niceleri bu yoldan ayrılarak sapıtmış, niceleri yolda kalmış, niceleri şaşkınlığa düşmüş ve gene niceleri kısa bir zamanda bu yolu almış, bir kısmı da yetmiş senelik ömrü boyunca kararsızlık içinde kalmıştır. Her ipin ucu Allah'ın kudret elindedir. İlmin, bilhâssa tevhid ilmiyle bâtınî ibâdetler ilminin ehemmiyeti önceki açıklamalarımızdan anlaşıldı.

Rivâyet edildiğine göre Allah bir ara vahiy yoluyla Dâvud aleyhisselâma buyurdu :

- Ey Dâvud! Faydalı ilim öğren!

Dâvud sordu :

— Allahım, faydalı ilim nedir?

Rabbi cevap verdi:

— Benim ululuğumu, hiç bir noksan sıfatımın bulunmadığını ve kudretimin her şeyin üstünde olduğunu bilmendir. İşte bu bilgi seni bana ulaştırır.

Hazret-i Ali'nin de şöyle dediği söylenir:

- Eğer ben, büyüyüp rabbımı tanıma çağına gelmeden ölerek cennete konulsaydım, sevinmezdim. Zira Allah'ı en iyi bilenler, O'ndan en çok korkanlar, en çok ibâdet edenler ve en çok nasihatta bulunanlardır.

İLİM GEÇİT'inin tehlikelerini îzahâ başlamadan hemen söyliyeyim:

-  Öğrendiğini Allah için öğren, ihlâsı elden bırakma. İlmin, ötekinden - berikinden duyulan hikâyelerden çok, akla dayansın.

İlim tahsili hususunda tehlike gerçekten büyüktür. 

Kim ki halkın teveccühünü kazanmak, devlet büyüklerine yaklaşmak, onlara ilmiyle gösteriş yapmak ve dünyalık elde etmek için ilim tahsil ederse; bil ki sonu hüsrandır.

Peygamberimiz buyuruyor:

— Kim ilmiyle böbürlenmek, sefihlerle mücâdele etmek ve halkın teveccühünü kazanmak için ilim öğrenirse Allah onu cehenneme sokar.

Bâyezîd-i Bestâmî :

-  Otuz yıl kötülüklerle savaştım. İlim tahsilindeki tehlikeyi hiç bir şeyde görmedim.

Şeytan sana yaldızlı sözlerle şöyle diyecektir:

- Mâdem ki tahsil yolu böyle tehlikeli, o halde onu terketmek daha iyi.

Sakın böyle bir şeye aldanma!.. Bak Allah Resûlü ne buyuruyor:

-  Mi'rac gecesi cehenneme uğradım.. Oradakilerin çoğunun fakirler olduğunu gördüm.

Sahabe sorar:

— Mal-mülk fakirleri mi?

Resûl cevap verir:

- Hayır, ilim fakirleri.

Câhil kişiler cehâletleri yüzünden ibâdetlerini hakkıyle yapamazlar. Bilgisiz bir kimse göklerdeki meleklerin ibâdeti kadar ibâdet etse yine bir değeri yoktur. Kendisine faydası dokunmaz. O halde öğrenmekte acele et. Tembellikten kaçın. Yoksa Allah korusun dalâlete düşersin !..

Alim mevzuunda sözün kısası:

1 — Mahlûkat üzerinde derince düşünürsen kudreti sonsuz, her şeyi bilen; irâde sahibi; kâinatta olanları görüp işiten; konuşma sıfatı bulunan bir yaradanın varlığı idrâk edersin. Onun bu olgunluk sıfatları da kendisi gibi ezelî ve ebedîdir. Hiç bir noksanlığı yoktur. Fânî varlıklara mahsus vasıflarla vasıflandırılamaz. Hiç bir şeye benzemez. Hiç bir şey ona benzetilemez. Mekândan münezzehtir. Kendisi için cihet tâyin edilemez. Fâni varlıkların halleri onda bulunmaz.

2 — Hazret-i Muhammed'in — Allah'ın selâmı üzerine olsun - mûcizelerine ve peygamberliğini gösteren delillere bakarsan gerçekten onun Allah'ın Resûlü olduğunu anlayacaksın. Allah'ın âhirette İman sahiplerine görüneceğini, mekândan ve cihetten münezzeh olduğunu; kalbe gelen her şeyde hattâ gözbebeğinin kıpırdamasında bile onun takdir ve iradesi bulunduğunu; hayır-şer, fayda-zarar, iman-küfür gibi şeylerin O'nun tarafından geldiğini; hiç bir varlığa karşı mükellefiyeti olmadığını; verdiği mükâfatların lütuf, cezaların ise adâlet olduğunu; kabir azâbı, kabirde sorgu, insanların tekrar dirilmesi, amellerin tartılması ve sırat hususundaki peygamberin sözlerini; Kur'an’ın harflerden ve seslerden ibaret sonradan meydana getirilmiş bir kitap olmayıp Allah'ın ezelî kelâmı olduğunu ve bütün bunların ilk saf müslümanların itikadları cümlesinden sayılıp üzerinde ittifak edildiğini göreceksin.

3- Bâtıni ibâdetler konusuna bakarsan ileride bu kitapta anlatılacağı gibi kalb için de bir takım vecibelerin bulunduğunu göreceksin.

4 — Abdest, namaz, oruç... gibi ibâdetleri de öğrenerek bu saydıklarımızı kendinde şuurlaştırırsan işte o zaman ilim mevzuunda Allah'ın üzerine farz kıldığını yapmış olursun. Artık sen, ümmet-i Muhammed'in ilimde hakikate ermiş âlimlerindensin. Eğer, ilminle âmil olur, ahiretini kurtarma çabasına girersen, ne mutlu sana. Çünkü sen câhil ve gâfil ve taklidci birisi değilsin. Bil'akis bilgili, basiretli ve bilgisinin gerektirdiğini yapan birisin. Sen şerefli birisin. İlmin çok kıymetli!.. Büyük mükâfatlar göreceksin. Allah'ın yardımıyle Birinci Geçit'i aştın, geride bıraktın. Onun hakkı verdin. Kendisinden yardım talep edilecek olan ancak Allahtır. O, merhametlilerin en merhametlisidir. Onun kudreti olmadan hiç bir şey yapılamaz.



( * ) İslâmiyette, Allah'ın yarattıklarına faydalı olan her şey, her hareket ibâdet; zararlı olan her davranış ise mâsıyettir, suçtur. Bizde bu husus çok kerre yanlış anlaşılır. İbâdet deyince hamıza namaz, oruç... gibi birkaç şey gelir. Bu çok hatâlı bir anlayıştır. Yokluk ve darlık içinde bulunan hir kimseyi o durumdan kurtarıvermek, yerine göre ibâdetlerin en büyüğüdür. Komşusunun sıkıntı içinde bulunduğunu bildiği halde onun bu ızdırabını giderme yolunda hiç bir meyil göstermemek ise, mâsıyetlerin en büyüğüdür. Misâller okuyucularımın ibâdet, sözünü duyunca bu hususları göz önünde bulundurmalarını bilhassa rica ederim.

(1) Talâk Sûresi, Âyet: 12

(2) Zâriyât Süresi, Âyet: 56

(3) Mâide Süresi, Âyet: 23

(4) Bakara Süresi, Âyet: 172

(5)  Nahl Süresi, Âyet: 127

(6) Müzzemmil Süresi, Âyet: 8

(7) Fâtır Süresi, Ayet: 28


Abidler Yolu, İmam-ı Gazali 




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder