2 Mayıs 2020 Cumartesi

Düşman Olan Nefis

En büyük düşmanın, hiç şüphe yok ki nefsindir. Nitekim Resul-i Ekrem (s.a.v) bir hadisde bize bunu olanca açıklığı ile anlatmıştır: «İki omuzun arasında bulunan nefsin, düşmanlarının en şidetlisidir!» (1)

(Ne mi yapar?) seni felâkete götürür, vebale sürükler... Seni aşağılıklara sevk eder... Lüzumsuz heva ve heveslere kapılmana yol açar... Sana yedirir, seni yuvarlar, daha sonra da öldürüp tam manasiyle sana hakim olur. (Ona fırsat vermemek için) onun kötü duyguları, çelimsiz uydularını, beyhude sataşmalarını, doymaz tama'ları, kökünden kazıyarak bertaraf et!


Hadis Meali: «— Allah nefsi yarattığı zaman sordu:
Ben kimim?.. O da cevap verdi
— Ben
— Ben, kimim? ... Bunun üzerine Allah onu çeşitli işkencelerle terbiye etti.
Ne zaman ona: «Ben kimim » diye sordu ise O, (Küstahca) «Ya ben, ben kimim » mukabelesinde bulunmuştur. En nihayet onu tevazu ve açlıkla terbiye etmiş ve ancak ondan sonradır ki ondan müsbet bir cevap almıştır.

— «Sen öyle bir Allahsın ki, senden başka hiç Mabut yoktur!»

Nefsin bir zenci kadınına benzer: Daima kendi (pis) şehvetini tatmin etmek için sana askıntı olur.

Doyurduğun zaman, daha fazlasını ister. Ona boyun eğmediğin zaman da seni yüzüstü bırakır, gider. Kişiyi belâya sürükleyenin ta kendisidir nefis!

Evet o, bütün alçaklıkların ve bayağılıkların ana kaynağıdır! O, bir canavar, o bir köpektir, bazan da yırtıcı, arslan ve saldırgan kaplandır! ...

O, Amansız düşmandır! Onun hastalığı çok; ilacı ise gayet azdır! Ondan kurtulmanın yegâne çaresi, başlıca yolu, ona muhalefet edip kapı dışarı etmektir:

«Nefis senden bir şehvetin tatmini için bir dilekte bulunursa, mutlaka ona bir yol bulunur, fakat sen, onun isteklerine mümkün olduğu kadar muhalefet et! Zira onun arzusu düşman, ona muhalefetse dostluktur! »

Bir hastayı düşün: İlâcın acılığına tahammül göstermeden şifa bulabilir mi ?

El-Bustî kendi nefsi için bakınız ne söylemiş :
Akıllı kişi, durmaz beni alaya alır, inzivâ ahlâkımı güzelleştirir. Ne kadar güç bir durumdayım! Zira nefis, canavar gibi üstüme saldırıyor... »

Onu terbiye etmeye niyet ettin mi, işkence kamçıları ile döv onu! (Nasıl mı?) Tevazu kamçısı ile kibrini kamçıla! İmtihan ateşiyle iyice pişir! İlmi, onun en kıymetli dosta olarak kabul et! Salih bir amel daima samimi arkadaşı olsun onun... Ona güzel huyları öğretir, salih amelleri kazandırırsın... Ona karşı nazik davran, fakat sakın onun yüz göz olma!

Şunu da iyi bil: Allah lâtiftir. Lâtif olan kimseye azap etmek, Lâtif'in şanından değildir.

Nefsini cihad azabına uğratan kimseye hiç Allah azab eder mi? Hayır iş (Müslümanlarda güzel bir) adettir, Şer ise uçurum..

Onu nafile ibadetlerle terbiye et, Şeyhinin önünde ve murakabesinde iyice tehzib et!

Şunu da iyi bil ki: Hocaya itaat ana-babaya itaattan yektir. Zira Hoca, gerçek manada bir babadır. Çünkü, O doğru yolu öğretiyor, öğrenciyi, cehalet karanlığından marifet ve ebedî saadet aydınlığına kavuşturuyor, tertemiz bir kurtuluşa, meleklere katılışa O eriştiriyor...

Şu halde hoca, öğrenciyi günahlardan uzaklaştırmak için en tesirli bir doktordur. Ana-baba ise; cinsî arzularını tatmin etmek için şehvet ateşlerini yaktılar... Sonra karşılıklı tatmin edilen şehvet senin gibi bir meyve verdi. Hulâsa yokluk karanlığından cehalet karanlığına, çile dolu dünyaya getirdiler.

Dünyaya taşınman cihetinden belki doğru yaptılar amma aklen pek de iyi başaramadılar bu işi..

Ben, Şeyhül - İslâm Ali oğlu Yusuf'un sohbetinde genç bir delikanlı iken, Muarrî nefsi için şöyle bir şiir söyledi:

«Hayatım boyunca oruçluyum, iftarım benim ancak ölümdür. İşte ancak ogün kendime gelirim, sabah akşam derken ecel gelib, zaman beni yalnız bıraktı.

Dediler ki: Felân kes, arkadaşına karşı gayet samimidir. (inanmam çünkü) dünyada samimi kimse yoktur!

Zira başları, o mevkie hiyanetle gelmiş, müdafileri ise sekâbetle ileri atılmıştır.

İster iyi ol, ister kötü... Bir mevkie kavuştun mu mutlaka efendisin.

VaIlahi doğru söze kulak asmadılar.. Çünkü onu mübâlağa ve palavra sandılar..»

Bu şiir, lâzım olmıyan birşeyin lüzumu bahrindedir. Bunu anladığın şundan belli olur: OnIar işi, karıştırdıklarında, onlara kulak vermezsin, seninle eğlendikleri zamanda da asla sarsılmazsın! Nefsini, böbürlenmekten çekiver. Çünkü kibir, nefsin pek hoşlandığı huylardandır.

Büyük gayeye erişmek istersen o nefsi, kırk sabah veya dört ay inzivaya çekilip bir evde haps et.. En iyi davranış işte budur. Hiç bir şey'e ihtiyacı kalmıyan bir ölü gibi his et, kendini... Sana ve vücuduna uygun ve yarayan ne bulursan onu ye. Şeriat yoluna götürecek sebeplere tevessül et.

Nefsini iyice ezebilecek bolşuklarda yürü! Evin karank olsun zararı yok.. İbadetlerin için kış daha elverişlidir. Farz namazları sakın terk etme! İyice uykun gelmeden uyumağa kalkışma.

Acıktığın zaman yemeğin üçde ikisini ye. Bunu ortalama olarak hesablarsak otuz altı lokma tutar.

Zikrin: (Lâ ilâhe illellâh El-Hayyul-Kayyûm) olsun. Bunu dille söylemekten yorulursan, kalbinle devam üzerine gelenlerden korkma! Bakarsın, çirkin hayalet, cin, şeytanlar, melekler ve muallimler bir bir gelirler.. Sana kimya öğretelim, derler.

Diğer bir kısım da seni, şurada bir define var diye aldatmağa çalışır. Onlardan biri vad ederken, diğeri de tehdid yoluna sapar, hiç birine kulak asma! Çünkü doğruluk sayesinde sana bir çok şeyler görünebilir. Kalbini perdeleyen maniler bir bir ortadan kalkar. Kalbin ile lavh-ı mahfuz arasına çekilen perdeler aralanır, oradakileri görmeğe başlarsın..

Herkese, müşahedelerini anlatmağa balşarsın, rüyada gördüklerini uyanık halde görmeğe başlarsın.. Kalp nurlanır, göğüs açılır, kâinat yırtılır, örtülü ve kapalı olan gizli sırlar açılır. Bu suretle bir nevi mucizeyi andıran kerametleri göstermeğe muvaffak olursun! Mucize ile keramet arasında tahaddÎ ve izhar bakımından farklar vardır...

Evet, Kul, temkin derecesine erişince, hemen hepisi Cenab-ı Hakkın hükmü ile husûle gelen şu kavli celilinin sırrı tezahur eder: «BununIa Rabbinin nimetini durmayıp söyle» (2)

Kavmi arasında bir şeyh, ümmeti arasındaki peygamber mesabesindedir.

Şeyhi olmıyan kişinin şeyhi, şeytandır!.

Şeyhsiz ölen kimse, Cahiliyet devrinde ölmüş gibidir..

Çünkü Şeyh kişiye, doğruyu gösterir, hakikati öğretir, Allah'a nasıl varılacağını anlatır...

Şunu da iyi bilmiş ol ki, halvet ve inzivaya çekilen bir kişiye, zamanla perdelerin içinden kurbiyyet meltemleri esmeğe başlar, yaratıkların kalp sınırları ona açıverir. İyi insanlar, Hak ehli durmadan onu ziyaret ederler... Ona baktığın zaman, gayet nazik, lütufkâr, sözü sohbeti dinlenen mütevazi bir zat olarak görürsün.. Çünkü Allah, Onun kalbine tecelli etmiştir. Onu sözünü duymuş ve böylece murat ve maksadlarına erdirmiştir.

Artık bu safhadan sonra ona, müşahede güneşlerini açar, hafiyyat (gizlilikleri) bildirir, kâinatı gösterir..

Vasıl-ı Billâh olan kişinin belli başlı alâmetleri şunlardır:

Güzel huy, çok ilim, tatlı söz ve tevazu... Bu yolun yolcusu, çok alim olmasına rağmen, hiç bir zaman, kıskanç, kibirli, zalim, facir değildir!

Ve çok yiyen, çok uyuyan da değildir. O, melekûtî bir ruha sahibdir.

Cebrail himmetini takviye etmiş, İsrafil mutluluk sûrunu üfürmüştür.

Bu, ona verilen mânevÎ kuvvettir. O, marifet sahasında yürür. Tâ ki Celâl evi ona tecellî eder. Bu suretle ona öyle bir meleke hasıl olur ki, su ve havada yürümek, uzak mesafelerin kendisine yakın olmak işten bile değildir.

İşte böyle bir adama yaklaşın, onun feyzinden, ayın güneş nurundan faydalandığı gibi, faydalan!

Velîlerin o akla durgunluk veren halleri, çoğu defa müritlerine ve öğrencilerine intikal eder.. Peygamberliğin, Musa (Aleyhisselâm) dan Nun oğlu Yuşa'a intikal ettiği gibi... Şuna da bilhassa dikkatini çekmek isterim: Bu keyfiyeti, bu durum ve ehvali bilmiyen kimseler asla doğrulamaz.. Tıpkı kimyâ ilminden habersiz olan kimsenin bu ilmi doğrulamadığı gibi..

Kör olan kişi, ayı nereden görebilsin!

Ey insan! Farkına varmadan nasipsiz olarak yok olursun, zavallı insan, o zaman yanında hiç bir dost ve ahbâb da kalmaz. Karnın şişmiş, gözü'nün feri gitmiş, dilin bağlanmış, ilmin azalmış, günahın çoğalmış, boş ümidlerin fazlalaşmış bir halde Rabbin durumunu görürken kıvranır durursun! Öyleyse yanındaki kişinin sana seslendiğini duy:

«— Mademki, nefsin tasallutundan, şeytanın tahakkümünden kurtulmuş hürler gibi olamıyorsun bari onları ayıplama! Murada ermişleri kötüleme! »

Levhin ardından çağırana kulak ver:
«— Hüsn-ü zanda bulun: Sen attın da onun için atıldın, sen yaraladın da onun için yaralandın! Şayet gen ilgini kesmeseydin onlar da senden ilgilerini kesmez, mütemadiyen seni ziyaret ederlerdi. Hizmet etseydin behemehâl sen de hizmet görürdün! Lâkin ne yazık ki bit türlü doymak bilmiyorsun !

(Ruh yapın harab oldu) hiç bir şeyin kalmadı. Hepsi boşa gitti. Öldüğün zaman pişmanlık duyacaksın ama iş işten geçecek... Şunu da hatırdan hiç çıkartma: Allah daima, takvaya eren ve bir de ihsan edenlerle beraberdi.» 

Şiir: «Bedbin kişiye de ki: (ne zamana kadar devam edecek bu halin? Ne hayatın arınıyor ne de bize görünüyor (sun!)...» 

(1) Bu hadisi, El Bayhakî şu lafızla rivayet etmiştir: «Düşmanının en azılısı, iki omuzunun arasında bulunan nefsindir...»
(2) Ed-Duhâ: 11

Alemlerin Sırrı, İmam-ı Gazali 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder