İslâm dini, insanın hem kendisiyle hem de çevresindeki insanlarla uyumlu olmasını ister. Böyle bir uyum sayesinde insan birtakım değerleri elde eder. Bu değerlere ahlâkî faziletler denir. Bu uyumu kurabilenler güzel ahlâk sahibidir. Bir de kendileriyle olduğu gibi çevreleriyle uyumsuz olan kişiler vardır ki bu tür insanların sözleriyle işleri birbirini tutmaz. Bunlara da kötü ahlâklı denir. Aslında ahlâkî faziletlerle iman ve ibadetler arasında son derece yakın bir ilişki vardır.
Ahlâkın gayesi, insana iyi alışkanlıklar kazandırmak, ondaki kötü huyları gidermektir.
İslâm ahlâkı Allah tarafından vahiy yoluyla belirlenmiş bir davranışlar düzenidir. İslâm ahlâkının kaynağı dindir. Kur'ân-ı Kerîm, hadis-i şerif ile başta ashâb-ı kirâm olmak üzere İslâm büyüklerinin güzel davranış ve örnek karakterleri bize güzel ahlâk konusunda yol göstericidir.
İslâm'ın gayesi insanları güzel ahlâk sahibi yaparak dünya ve âhirette mutlu kılmaktır. İslâm'da önem verilen ahlâkî değerlerden biri de başkaları ile iyi geçinip hoşgörülü olmaktır. Hoşgörü ve müsamaha müslümanın sıfatı olmalıdır. Allah Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm'de gerçek müminleri tarif ederken şöyle buyuruyor:
"Öfkelerini yutarlar ve insanları affederter. Allah iyilik yapanları sever."(1)
İslâm dini, insanlar arasında bir sevgi ve saygı ortamı oluşturmayı hedef almaktadır. Bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyuruyor:
"Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de tam anlamıyla iman etmiş olamazsınız."(2)
İnsanlar topluluk halinde yaşadıkları için birbirlerinin haklarına saygı göstermek ve birbirlerine hoşgörülü davranmak zorundadırlar. Ancak bu konuda aşırılığa ve ihmalkârlığa düşülmeden, denge ve ölçü içinde davranmak gerekir. Zira hoşgörü demek karşılaştığımız her türlü kötülüğe, haksızlığa ve kabalığa göz yummak veya tamamen susup ses çıkarmamak demek değildir. Kasitli ve kötü niyetle yapılan davranışla, yaratılış ve bilgisizlik neticesinde yapılan hareketleri birbirinden ayırmak gerekir.
(1) Àl-i İmrân, 3/134.
(2) Müslim, imân, 29 (nr. 93); Ebû Davud, Edeb, 142 (nr. 5193); Tirmizî, isti'zân, 1 (nr. 2589); Taberânî, el-Mucemül-Kebîr, nr. 10396.
Edep Ya Hu, Siracettin Önlüer
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder