Ey saâdet yolcusu! Allah her birimizi, daima kötülüğü emreden nefsin elinden korusun. O, düşmanların en zararlısı; belâlısıdır. Onun getirdiği hastalık, hastalıkların en korkuncudur; tedâvisi tedâvilerin en zorudur. Çünkü o, iç düşmandır. Hırsız içeriden olursa zarar büyük olur. Onu yakalamak da güçtür. O'nun hakkında:
— Nefsim beni daima zararlı şeylere sürükler. Hastalıklarımı, ağrılarımı artırır. Kemiklerime gizlenen bu düşmandan ben nasıl kurtulabilirim? diyen gerçekten doğru söylemiş.
Nefs düşmandır, fakat aynı zamanda insanın sevgilisidir. Kişi ise sevdiğinin ayıbını görmez. Nitekim söylenir:
— Sevdiğin, hoşlandığın ve kardeş saydığın kişilerin aybını göremezsin. Hoşnutluk, ayıplara karşı körlüktür. Hoşnutsuzluk ise ayıpları meydana çıkarır.
İnsan, nefsinin işlediği her kötülüğü iyi görür. Hiç birini ayıp saymaz. Halbuki nefsi düşmanlık yapmakta, onu felâkete sürüklemektedir. O bundan habersizdir. Bu durumda olan birisini nefsinin elinden ancak Allah kurtarabilir.
Ey insan, eğer yaratılıştan bu yana işlenen suçlar, günahlar, cinâyetler, rezâletler üzerinde şöyle bir düşünürsen, bütün bunlara sebep, ya doğrudan doğruya veya bilvasıta nefsin olduğunu görürsün. Allah'a ilk isyan bayrağını çeken iblistir. İblisin, isyan etmeden önce seksen bin senelik ibâdet hayatı vardı. O zaman ne dünya vardı, ne insan, ne de şeytan. Başlı başına idi. O halde onu kim sapıtmış olabilir? Cevap: nefs'tir.
İkinci isyan Hazret-i Âdem ile Havva'dan geldi. —Allah'ın selâmı üzerlerine olsun— nefsleri hayat ve ölümsüzlük hırsına kapıldı. İblisin de yardımıyle Allah'ın yasak ettiği şey'e yaklaştılar. Nefsin ihtirası yüzünden Allah'a karşı gelmiş oldular. Böylece rablarının yanından kovularak bu sefil dünyaya atıldılar.
İşlenen günahlar zincirini tâkip edersek, nefsin hasedliği yüzünden meydana gelen Hâbil - Kâbil kardeşler hâdisesini, gene nefsin şehvetperestliği yüzünden vukû bulan Hârut - Mârut hikâyesini görürüz. Kısacası bugüne kadar olmuş ve bundan sonra olacak hiç bir masiyet, hiç bir sapıklık yoktur ki onda nefsin parmağı olmasın. Eğer bu nefse uymalar olmasaydı mahlûkat mutluluk içinde olacaktı. Düşman bu kadar korkunç olunca; aklı olanın ona karşı alacağı tedbir de büyük olmalı. Hidâyet ve basiret Allah'tandır.
SORU: Bu korkunç düşmana karşı alacağımız tedbirler nelerdir. Açıklar mısınız?
CEVAP: Biraz önce de açıkladığımız gibi nefs zorlu bir düşmandır. Tepelenmesi kolay değildir. Diğer düşmanlara benzemez. Çünkü aynı zamanda insanın bineğidir. Onsuz olmaz. Bir dağlı Arap birisine hayır dua etmiş, (Allah nefsinden başka bütün düşmanlarını öldürsün.) demiş. Nefs te düşman olmakla beraber o ölünce insan da ölür. İşte onu tepelemenin güçlüğü buradan gelmektedir.
Nefsin açtığı zararlar çok büyük olduğundan bir defacık olsun ihmali doğru değildir. Hayırlı işler yapılmasın tahammül edebilmesi için terbiye etmek ve kuvvetlendirmek, azgınlık göstermemesi için de zayıflatmak ve hapsetmek gerekir. O halde güç bir hastalığın tedavisi ile karşı karşıyasın. Onu yola getirmenin çaresini daha önce söylemiştik. Mahlûkata zarar veren her hareketten kaçınmak sûreti le nefs gemlenmiş olur.
SORU: Fakat nefs azgın ve zorlu bir hayvandır. Gem ile yola getirebilmek için ne gibi çarelere başvurmalıyız
CEVAP: Haklısın; gerçekten nefs azgın bir hayvandır. Gem ile itâat altına alabilmek için onu daima tahkir etmek gerekir. Ancak o zaman uslanır.
AlimIerimize göre bu azgın hayvan üç şeyle uslandırılabilir.
1— Yem'ini azaltmak, meşrû olmayan isteklerini
2 — Ağır yük yüklemek, yâni çok ibâdet yapmak sûretiyle. Zira azgın bir eşeğe az yem verilir, çok yük yüklenirse uysallaşır.
3 — Nefsi uslandırma yolunda Allah'dan yardım talep etmekle. Hazret-i Yûsuf buyurur:
— Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü o olanca şiddetiyle kötülüğü emreder. Meğer ki Rabb'in esirgemiş ola. (1)
Eğer bu üç esası tatbik edersen, Allah'ın izniyle nefsin sana itaat edecek, sen de onu zaptedip şerrinden emin olabileceksin.
(1) Yûsuf Süresi, âyet: 53
Abidler Yolu, İmam-ı Gazali
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder