1 Ocak 2014 Çarşamba

Allah Teâlâ fakirlerin haklarını kendi hakkı ile birleştirmiştir.

Zekât malı, mal sahiplerinin gerçekten mülkü olsaydı onu vermeyenler hakkında tehdit vâki olmazdı. Demek ki zekât malı, mal sahibinin değil fakirin hakkıdır.

Namaz kılmak farz olup Hak Teâlâ'nın kulları üzerinde bir hakkı olduğu gibi, zekât vermek de fakirlerin zenginler üzerindeki hakkıdır. Bu sebeple Allah Teâlâ'nın kitabında birçok âyette zekât namazla birlikte zikredilmiştir. Nitekim âyet-i kerimede şöyle buyrulmuştur:

‘Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin' (Bakara 2/43).

Yani bu âyetin takdiri, manası, benim için namaz kılın, zekâtı da fakirlere ve ihtiyacı olan kimselere verin, demektir. Bu şeref ve övünmek bakımından fakirler için yetertidir. Zira Allah Teâlâ fakirlerin haklarını kendi hakkı ile birleştirmiştir. Bundan başka zenginlerin mallarında, Mevlâ'nın vermekle yükümlü kıldığı fakirlerin hakkı bulunmaktadır.

Çünkü mal, mülk her şey hakikatte Cenâb-ı Hakk'ındır, bütün insanlar da O'nun kuludur. Bu nedenle Hak Teâlâ dilediği kimselere dilediği miktar mal mülk ve nimet verir.


EVLİYANIN DİLİNDEN Zekatın Hikmetleri, A.Suat DEMİRTAŞ, Semerkand Yayınları.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder